Yükleniyor
Uzm. Psk. Pelinsu Küçükduran
Yükleniyor
Uzm. Psk. Pelinsu Küçükduran
Yükleniyor
Uzm. Psk. Pelinsu Küçükduran
Anksiyete bir düşman değil; çoğu zaman bizi koruyan, ama yanlış sinyaller veren bir alarmdır. Bu yazıda kaygıyı anlamanın ve onunla iletişim kurmanın yollarını paylaşıyorum.
Danışanlarımla ilk seansta sıkça duyduğum cümlelerden biri şudur: “Kaygımı sustursam yetiyor.” Aslında durmamız gereken yer tam burası. Çünkü kaygıyı bastırdığımız her an, o sesi daha da yükseltiyoruz.
Anksiyete, bedenimizin “tehlike olabilir, hazır ol” diyen bir uyarı sistemidir. Sağlıklı düzeylerde bizi sınava çalıştırır, sunum öncesi konsantre eder, trafikte dikkatli olmamızı sağlar. Sorun, bu alarmın yanlış zamanda ya da gereğinden uzun süre çalmasıyla başlar.
“Anksiyete duyduğum için zayıf değilim. Anksiyete bana, içimde fazla uzun süredir görmezden geldiğim bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor.”
Klinik pratiğimde sıkça karşılaştığım anksiyete belirtileri:
Bu belirtiler “hayalî” değildir. Bedeniniz, zihninizin görmezden geldiği duygusal yükü taşımaya başladığında bu şekilde konuşur.
Burnunuzdan 4 saniye nefes alın, 7 saniye tutun, ağzınızdan 8 saniyede yavaşça verin. Parasempatik sinir sistemini aktive ederek panik halinde dakikalar içinde yatıştırır.
Etrafınızda 5 şey görün, 4 şeye dokunun, 3 ses duyun, 2 koku alın, 1 tat fark edin. Bu egzersiz, sizi “zihinden bedene” geri çağırır.
Gün içinde aklınıza takılan endişeleri bir not defterine yazın. “Bunlarla akşam 19:00–19:20 arasında ilgileneceğim” deyin. Çoğu endişenin saat geldiğinde anlamını yitirdiğini fark edeceksiniz.
Eğer kaygınız:
profesyonel destek almak bir “son çare” değil, akıllıca bir başlangıçtır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve EMDR, anksiyete bozukluklarında bilimsel olarak en etkili yaklaşımlardandır.
Unutmayın: Kaygı sizi tanımlamaz. O, sadece dikkatinizi çekmeye çalışan bir mesajdır. Mesajı dinlediğinizde, sesi de yumuşar.
Anksiyete bir düşman değil; çoğu zaman bizi koruyan, ama yanlış sinyaller veren bir alarmdır. Bu yazıda kaygıyı anlamanın ve onunla iletişim kurmanın yollarını paylaşıyorum.
Danışanlarımla ilk seansta sıkça duyduğum cümlelerden biri şudur: “Kaygımı sustursam yetiyor.” Aslında durmamız gereken yer tam burası. Çünkü kaygıyı bastırdığımız her an, o sesi daha da yükseltiyoruz.
Anksiyete, bedenimizin “tehlike olabilir, hazır ol” diyen bir uyarı sistemidir. Sağlıklı düzeylerde bizi sınava çalıştırır, sunum öncesi konsantre eder, trafikte dikkatli olmamızı sağlar. Sorun, bu alarmın yanlış zamanda ya da gereğinden uzun süre çalmasıyla başlar.
“Anksiyete duyduğum için zayıf değilim. Anksiyete bana, içimde fazla uzun süredir görmezden geldiğim bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor.”
Klinik pratiğimde sıkça karşılaştığım anksiyete belirtileri:
Bu belirtiler “hayalî” değildir. Bedeniniz, zihninizin görmezden geldiği duygusal yükü taşımaya başladığında bu şekilde konuşur.
Burnunuzdan 4 saniye nefes alın, 7 saniye tutun, ağzınızdan 8 saniyede yavaşça verin. Parasempatik sinir sistemini aktive ederek panik halinde dakikalar içinde yatıştırır.
Etrafınızda 5 şey görün, 4 şeye dokunun, 3 ses duyun, 2 koku alın, 1 tat fark edin. Bu egzersiz, sizi “zihinden bedene” geri çağırır.
Gün içinde aklınıza takılan endişeleri bir not defterine yazın. “Bunlarla akşam 19:00–19:20 arasında ilgileneceğim” deyin. Çoğu endişenin saat geldiğinde anlamını yitirdiğini fark edeceksiniz.
Eğer kaygınız:
profesyonel destek almak bir “son çare” değil, akıllıca bir başlangıçtır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve EMDR, anksiyete bozukluklarında bilimsel olarak en etkili yaklaşımlardandır.
Unutmayın: Kaygı sizi tanımlamaz. O, sadece dikkatinizi çekmeye çalışan bir mesajdır. Mesajı dinlediğinizde, sesi de yumuşar.
Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm Odaklı Terapi yaklaşımlarıyla online bireysel terapi hizmeti sunan uzman psikolog.
Hakkımda daha fazlaBilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm Odaklı Terapi yaklaşımlarıyla online bireysel terapi hizmeti sunan uzman psikolog.
Hakkımda daha fazla